Hasan Oktay Öztürk

Besin Destekleri (Gıda Takviyeleri): Faydalı mı, Yararsız mı? Sadece pahalı idrar mı sağlar?

Vitamin, Mineral ve Fitonütrientler: Metabolizmanın Düzenlenmesini Sağlar mı?

  • Geleneksel modern tıp bakış açısında tüm besinlerinizi yiyeceklerden alabilmeniz gerektiği, takviyelerin sağlığınıza yardımcı olamayacağı, genellikle para kaybı olduğu ve çoğu zaman sadece pahalı idrar oluşturduğu görüşü hakimdir. Doğru gıda seçimi ile sağlıklı beslenmenin yerini hiçbir şey dolduramaz. Aktif moleküllerden oluşan fonksiyonel gıdalar, karmaşık mekanizmalar ile genlerimizin ve metabolizmamızın fonksiyonunu ve davranışlarını olumlu yönde etkilemektedir. Fonksiyonel tıpta tedavinin ilk aşaması; gıdaları ilaç olarak kullanmak ve temel besinlerin nasıl işlediklerini kavramaktır. Ancak fonksiyonel ve bütüncül tıp bakış açısı ile gerek hasta olmamak gerekse kronik hastalıklar ile mücadelede sağlıklı beslenme yanında besin destekleri ve diğer hayat tarzı değişiklikleri de gereklidir. Bu makalede gıda takviyelerin neden gerekli olduğu 3 aşamada anlatılarak sonuca bağlanacaktır:
    • Modern Gıdalar/besinlerin özellikleri
    • RDI (Recommended Daily Intake, Günlük Önerilen Alım Miktarı) kavramı
    • Literatürdeki (araştırma makaleleri) çelişkiler ve nedenleri
  1. MODERN GIDALAR/BESİNLER:
  • Özellikle sanayi çağında kullanıma giren yiyeceklerin ana karakteristik özellikleri, tarım/hayvancılık öncesi poleolitik çağa ve 12 bin yıl öncesi tarım/hayvancılık dönemine göre değişmiştir.
  • 400 jenerasyonluk tarım ordusu daha kolay üretim, kolay toplama ve kolay depolama ile ürünlerin tatlı ve lezzetli olması için uğraş verdi: Acımtırak, çekirdekli, lifli, kalın kabuklu olanlar terkedildi, antioksidan içeriği (Karotenoidler, flavonoidler vb) yönünden fakirleşti, çekirdeği küçüldü, şeker içeriği yükseldi.
  • Karadeniz lahanası ve bir türü olan kale bitkisinin içerdiği vitamin ve mineraller ile besleyici olmasının nedeni türlerinin filogenetik olarak eski olmasından dolayıdır.
  • Aysberg marulunun fitobesin değeri atası olan radika (karahindiba) yapraklarının kırkta biridir.
  • Yeşil soğan atalarına benzer, normal soğana göre fitobesin değeri 140 kat fazladır.
  • Roma İmparatorluğu döneminden beri bilinen roka, fitobesin yönünden zengindir.
  • Eski vahşi domatesin likopen içeriği 15 kat daha fazla.
  • Yerel adı ile likapa olan Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de olan doğal olanıdır ve flavanoid yönünden zengindir.
  • Himalaya bölgesinde bulunabilen küçük kırmızı vahşi elma türlerin polifenol (GAE mg/L, quercetin v.b.) içerikleri günümüzdeki elmalar ile kıyaslandığında katlarca daha yüksek olduğu görülmüştür.Bir çalışmada günde bir tatlı elma yedirilen denek grubunun 2 ay sonunda trigliserid ve kolesterol değerinin bozulduğu saptanmıştır.

 

Şekil 1: Mısırın orjinali Meksika’da teonsite bitkisi olup %30 protein, %2 şeker içermektedir. Şu anki mısır ise %4 protein, %10 -40 şeker içermektedir.

  • Orijinal muz meyvesi güneydoğu Asya kökenli olup kabukları ancak bıçakla soyulur ve ekşimsi bir tada sahiptir. Çekirdekleri büyüktür, liften zengin, şekerden düşüktür. İngiltere’de hayvanat bahçelerinde maymunlara şekeri yüksek modern üretim muzu yasaklamışlar, saldırganlıkları, hastalıkları (diyabet ve metabolik sendrom) azalmıştır.
  • Ata tohumlarının yerine açlığa çözüm adına hibrit ve GDO’lu tohumların yer alması nedeni ile bugün bitkiler modern bir yaratık.
  • Dünyada ekilebilir tüm alanların %40’ı hayvan yemi soya ve mısır olarak ayrılıyor ve günümüz insanları kalorilerinin %90’a yakınını sadece 5 bitkiden sağlamaktadır.
  • Sebze ve meyvelerde fosfor artışı, süt ürünlerde sodyum artışı haricinde tüm minerallerde düşme var.
  • Çalışmalar, tarım öncesi insanların yüksek vitamin D girişi ve alkali beslenmeye adapte olduğunu göstermektedir. Modern beslenmede besinler dokularda asidik yük (kronik subklinik metabolik asidoz) artışına neden olmaktadır.
  • Besinler optimal sağlık için ihtiyaç duyduğunuz besin seviyelerini içermiyor. Mahsuller besleyici ögelerin tükendiği topraklarda yetiştiriliyor. Bitkilere pestisidleri, herbisitleri, suni gübreleri ve diğer kimyasallar uygulandığından, artık hayatta kalmak için zararlılarla mücadele etmek zorunda değiller. Bu da onların besleyicilik düzeyini ve fito-besin içeriğini azaltıyor, toksin yükünü daha da artırıyor. Hayvanlar, eskiden tükettikleri besin bakımından zengin yabani tahıl ve otları serbestçe yemek, meralarda serbestçe dolaşmak yerine dev besi alanlarında suni yemle besleniyorlar. Ama inek midesi mısıra değil ota uyum sağladığı için suni yem ile beslenen hayvanların midesinin patlamasını önlemek için antibiyotik kullanmaları gerekiyor. Dünyada ilaç fabrikalarında üretilen antibiyotiklerin %80’i kümes hayvanları, balık çiftlikleri ve kırmızı et fabrikalarında kullanılıyor.

 

Şekil 2: Bugünkü ekmek kabuk ve ruşeym ayıklandıktan sonra geride kalan boş kaloriden ibarettir: Endosperm Ruşeym yani buğday embriyosu yağlı olduğu için uzun depolanmaz. Yeni hibrit tohumlar artmış gluten miktarından dolayı daha antijeniktir.

  • Dev süt ve mandıra endüstrisini inek sütünün anne sütü gibi dünyadaki en doğal algısı oluşturuyor. Bugün dünya üzerinden hiçbir canlı türü, doğada bebeklikten sonra süt içmez. Hayvan fabrikalarından çıkan gazın atmosferdeki sera gazları üzerine etkisi gezegendeki diğer tüm araçların toplam emisyonundan daha fazladır.
  • Rafine, işlenmiş gıdalarda çok fazla kalori, ama besin maddesi yoktur (Örneğin, brokolinin fazla besin maddesi, çok az kalorisi vardır). Modern çağda rafine besinlerin:
    • Glisemik yükü artmıştır.
    • Yağ asit komposizyonu değişmiştir: Trans yağ ve omega 6 miktarı artmış, omega 3 azalmıştır.
    • Makrobesin (Kalori) artmış, mikrobesin (vitamin, mineral ve fitonütrient miktarı) azalmıştır.
    • Asit yük artmıştır.
    • Sodyum artmış – potasyum ve magnezyum azalmıştır.
    • Lif içeriği azalmıştır.
    • Proinflamatuar (yangı etkisi) yükü artmıştır
    • Oksidan (paslanma etkisi) yük artmış, antioksidan (paslanma giderici) kapasite azalmıştır.
  • Yiyecek tedarikimizle ilgili birçok sorun bulunmaktadır: Fakir topraklarda yetişen, besin maddesi yönünden fakir, işlenmiş gıda yığınları ile beslenmekteyiz. Bunun da ötesinde, gıdalarımızı modern endüstriyel tarım teknikleri (gübreler ve kimyasallar nedeniyle) ile toprak mikrobiyomu tükenen topraklarda yetiştirilmektedir. Amerika topraklarına her yıl 350 çeşitten fazla 500 bin ton pestisitler tarımda kullanılmaktadır. Kullanılan pestisitlerin sadece %0,1 kısmı böcekleri öldürürken kalan %99,9 kısmı ise toprağı ve suları kirletmektedir. Bu pestisitler onlarca yıl temizlenememekte ve toprağın yapısı, kimyası, mikrobiyotası ve ekolojisi tamamen değiştirmektedir.
  • Son 50 yılda sebzelerimizde magnezyum ve diğer mineraller gibi besin seviyelerinde %50 azalma mevcut. Bugünkü brokoli, 50 yıl önceki brokoliden farklıdır. Ayrıca besinler uzun mesafelere gönderiliyor: Ortalama elma bir yıl depoda duruyor, besinlerini kaybediyorlar. Meyveler olgunlaşmadan (dolayısı ile besin içeriği düşüyor) toplanıyor, etilen gazı ile olgunlaştırılıyor. Bunun yanında mevcut vitamin, mineral ve fitonütrientleri tüketen bir yaşam tarzı yaşıyoruz. Çok fazla alkol alıyoruz, sigara içiyoruz, işlenmiş yiyecekler yiyoruz: yemeğinizi gerçekten metabolize etmek için vitamin mineraller gereklidir (enzimlerin kofaktörleri olarak). Yiyecekleri metabolik fabrikanızda çalıştırmak için bir montaj hattı gibi vitamin, mineral ve fitonütrientlere sahip değilseniz, yiyecekleri çalıştıramazsınız ve böylece daha fazla tükenirsiniz. Çöp gıdalarla beslendiğiniz sürece kovadaki büyük bir delik misali yukardan ekleyeceğiniz damlaların yani kullandığınız besin desteklerin anlamı olmayacaktır. Mümkün olduğu sürece çevresel faktörleri kontrol altına almalıyız. Bir besin rafinasyona uğrarsa besin içeriği düşer, toksin ve allerjen potansiyeli yükselir.

Şekil 3: 1950’den 1999’a kadar mahsullerin besin içeriğindeki düşüş: Amerikan halkının %90’ı diyetlerinde temel besinleri almakta yetersiz kalıyor. 1990’lardaki tarım bile bugünkülerden farklıydı. Son 50 yıl içinde minerallerde ölçülebilir olmanın ötesinde bir fakirleşme söz konusudur.

  • Gıdalardaki vitamin, mineral, fitonutrientler (polifenol/flavonoid gibi antioksidanlar), genlerimizimin ve metabolizmamızın fonksiyonunu ve davranışlarını karışık mekanizmalar ile olumlu yönde etkilemektedir. Bu antioksidanlar bitkilerin çevresel faktörlere uyum için milyonlarca yılda gerçekleştirdiği savunma sistemleridir. Günümüz modern tarımda (monokültür hibrit tarım) bitkiler bu antioksidan molekülleri üretmek zorunda kalmıyorlar.

Gıdalardaki toksinler:

  • Peynirler dioksinli, sütler kutuda, ayçiçek yağları GDO’lu, kekler boyalı, ekmekler bromürlü. Karaciğer zehirsizleştirme (detoks) sistemi 20 bin yıl öncesi fabrika ayarları ile çalışmaktadır. 20 bin yıldır genlerimiz değişmedi. Total gende %0,5 değişim için 1 milyon yıl geçmesi gerekebileceği tahmin edilmektedir.
  • Eski besinler olsaydı bile belki de yüzlerce toksinler (pestisitler, herbisitler, antibiyotikler vb) yüzünden hala mikro besin ihtiyacımız devam edecekti.
  • Son 50 yılda 90 bin artan toksinleri düşünürsek karaciğer detoks sistemine düşen aşırı yük artmıştır. Genlerimiz 20 bin yıl öncesi bir insan için aynı ancak günümüzün çevre, toksin ve gıdaları tamamen yabancı. Başka bir ifade ile eski zamanlardan kalan genlerimizin son dönemde ortaya çıkan yiyeceklerin düşük besin kalitesi nedeniyle yaşadığı evrimsel çarpışma dönemini yaşamaktayız.

2- RDI (Recommended Daily Intake, Günlük Önerilen Alım Miktarı) KAVRAMI:

  • İyi beslenmiş, sağlıklı olan yani aktif hastalığı olmayan bazı kişilerde beslenme yetersizlikleri görülmektedir. Amerikalıların %68’inin yeterli magnezyum almadığını ve dolayısıyla %68’inin önerilen diyet alımı olan günlük önerilen alım miktarı RDI (Recommended Daily Intake)’larını karşılamadığını görüyoruz. RDI’nın sadece yeterliliğe ayarlandığını, yani bir anlamda optimal olan magnezyum ihtiyacı değil sadece minimum gereksinimdir. Bir başka ifade ile RDI, “C vitamini için skorbüt hastalığını, D vitamini için raşitizmi, A vitamini için körlüğü, B vitaminleri için beriberi, pellegrayı önlemek için gerekli olan miktarlardır. Amerikalıların %68’i yeterince magnezyum almıyor, %40’ı yeterince çinko almıyor, %78’i yeterince folat almıyor, hatta belki yüzde 90’dan fazlası Omega-3’ten yeterince beslenemiyor. Önemli beslenme eksiklikleri görülüyor ve bu, kronik hastalık açısından pek çok soruna yol açıyor. Bir çalışmada test edilenlerin yüzde 6’sinda ciddi C vitamini eksikliği saptamış ve yüzde 30’ında değerlerin alt sınırda olduğunu bulmuşlardır. Bir başka çalışmada obezite ve malnütrisyonun birlikte bulunduğundan söz edilmektedir. Bilişsel bozukluğu olan obez, aşırı yiyen ama yetersiz beslenen, çocuklarda ısrarcı ve şiddetli D vitamini eksikliği veya raşitizm olduğu tespit edilmiştir. Bu eksiklikler beyinlerine zarar vermektedir. Yine bir başka araştırmada, Amerikaların yüzde 37 sinin yeterli C vitamini almadığı yüzde 70′ inin yeterli E vitamini almadığına, neredeyse yüzde 75’inin yeterli çinko almadığını ve yüzde 40 inin yeterli demir almadığını gösterilmiştir.
  • Vücutta her saniye 37 milyar kimyasal reaksiyon olduğu tahmin ediliyor. Bu kimyasal reaksiyonlarını işlemesini sağlayan enzimler her biri yardımcılara (Kofaktörler) ihtiyaç duyar. Bunlar, vitamin ve minerallerdi.r Tüm genetik materyalimizin (DNA) üçte birinin enzimleri kodlamaktadır. Enzimler, bir molekülü diğerine dönüştüren katalizörlerdir, bu yüzden bahsedilen tüm bu kimyasal reaksiyonların tümü katalizörlere veya enzimlere ihtiyaç duyar. Bazı kişiler daha fazla veya daha az farklı bir besine ihtiyaç duymasını sağlayan varyasyonlara yani genetik çeşitliliğe, farklılıklara sahiptir (polimorifizm). Yani bireyin makinasında eksik ya da gevşek bir vida varsa mikro besin ihtiyacı daha fazla gerekebilir.

Şekil 4: Bugün “zenginleştirilmiş yiyecekler” ile bile, Amerikalıların yüzde 92’den fazlasında bir veya daha fazla vitamin eksikliği var. Bu vitamin eksikliği, optimal sağlık için gereken miktar olmayıp hasta olmamaları için gereken minimum miktarından daha az oldukları anlamına gelmektedir.

  • RDI hasta olmamak için gerekli doz, optimal sağlık için gerekli doz ise farklıdır. RDI da raşitizmi engellemek için 30 ünite D vitamini yetebilir, ancak 4000’e kadar alınabilir. Yaşam boyunca yeterince yüksek düzeyde D vitamini alınmaz ise kanser, osteoporoz, kas kaybı riski artar (Uzun süreğen kronik hastalıklar). Tekrar vurgulamak gerekir ise; önerilen alım miktarı (RDI), sağlıklı genç bir birey ile kronik hastalığı olan inflamasyon (yangı), glikasyon (şekerlenme), oksidasyon (paslanma) ve stres ile devamlı mücadele eden ileri yaşlı birisi ile aynı olamaz.
  • Çoğumuzun, en iyi sağlık durumuna erişmek yani optimal sağlık için ya da metabolik uyum sağlamak için yeterince besin almadığını söyleyebiliriz.
  • Belirli bir genetik farklılığınız (varyasyon) varsa daha fazla B vitaminlere ihtiyacınız olabilir. Böyle kişiler optimal sağlık oluşturmak için daha yüksek vitamin düzeylerine ihtiyaç duymaktadır. Bu kişilere optimal miktar olmayan RDI düzeyleri (bir eksiklik hastalığını önlemek için gereken minimum miktar) yeterli gelmemektedir. Örneğin skorbüt olmamak için 60 miligram C vitamini yeterli olmaktadır. COVID’e yakalanmamak için, bağışıklık sisteminizi optimize etmek için muhtemelen 4.000 miligram C vitaminine ihtiyaç duyulmaktadır.
  • Asil soru, hasta olmamak için belirli bir besin veya vitaminin ne kadar alınması gerektiği değil, en iyi sağlık durumunda olmak için ne kadarına ihtiyaç olduğudur. Aslında, yetkili kurumlar tarafından önerilen düşük miktarlar güvenli değildir. 100 yıl önce tarif edilmiş hastalıkların semptomlarının ortaya çıkmasına göre belirlenmiş kofaktör ihtiyaçları (RDI) günümüz biyokimya-moleküler biyoloji bilimine aykırıdır.

3- LİTERATÜRDEKİ (ARAŞTIRMA MAKALELERİ) ÇELİŞKİLER ve NEDENLERİ:

  • İnsanların vitamine ihtiyacı olmadığını gösteren araştırmalar (meta analizler) olsa da ve doktorlar bunu söylese de Amerika’da doktorların %72’si hastalarına takviye öneriyor ve %79’u kendileri için kullanıyor.
  • Büyük popülasyonlar ile yapılan büyük çalışmalarda besin destekleri (gıda takviyeleri) neden etkisiz: Birincisi, herkes aynı gruba konulduğu için yaklaşım kişiselleştirilemiyor. Çalışmaya katılan insanların genel sağlık durumu, nasıl sindirdikleri, beslenme durumları, hayat tarzı gibi çok değişken faktör vardır. Bu durumlar, besin desteklerinin verildiği andan itibaren nasıl değiştiğini veya geliştiğini etkileyebilmektedir. Araştırmalarda ilgili en büyük diğer sorunlardan biri, genetik varyasyonlarına bakılmamasıdır. Örneğin, 100.000 kişilik bir çalışmada herkese verilen vitamin D dozu, yüksek doz D vitamini gerektirmesine neden olan bir D vitamini reseptör geni olan kişilerde yeterli olmayabilir. Yüksek doz D vitamini ihtiyacı olanları belirleyip bir alt grup oluşturarak inceleseydi ve kan seviyelerini en iyi şekilde almaları için onlara doğru miktarı verilseydi, sonuç farklı olabilirdi. Diğer bir örnek, haftada birkaç porsiyon kaliteli yağlı balık yiyen insanlara balık yağı takviyeleri çok yararlı olmayabilir, ancak balık yemeyen insanlara uygun dozda ve sürede balık yağı takviyeleri büyük bir fark yaratır: Trigliseritleri düşürmeye ve kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Özetle, büyük popülasyonlar ile yapılan bu büyük çalışmalarda, kişiye özgü etkiler unutuluyor ve besin destekleri etkisiz gibi görünüyor. Bu durum insanlarda umutsuzluk veriyor.
  • Tek bir besin desteği ile yapılan tek yönlü çalışmalar: Havuç ve tatlı patates gibi karotenoid içeren sebzeleri daha fazla tüketen insanların daha az akciğer kanseri olduğu nedeni ile bir çalışma yapıldı. Akciğer kanseri riski yüksek olan, sigara içen insanlara gıdalarda doğal olarak bulunan yüzlerce karotenoidden sadece biri olan beta-karoten verilmesi ile bu hastalar daha fazla kansere yakalandılar. Çalışmaya göre, “beta-karoten almak kansere neden olur” sonucunu çıkarmak doğru olmayabilir. Çünkü beta-karoten grubu antioksidanlar, ancak başka antioksidanlar varsa etkilidir. Yani, C vitamini, E vitamini, lipoik asit, glutatyon ve diğer karotenoidler, hepsi birlikte çalışır. Daha küçük doğru hastalarda doğru planlanmış çalışmalarda antioksidanların olumlu etkili olabileceğini gösterilmektedir.
  • Bruce Ames’in araştırma yaptığı ve gösterdiği triyaj teorisi: Mikro besin eksiklikleri sinsi hasara neden olur ve yaşa bağlı kronik hastalığı hızlandırır. C vitamini, akut olarak gerçekten ihtiyaç duyduğu şeydir, ancak daha sonra vücuttaki bu daha düşük seviyeli işlevlerden bazılarını yapmak için yeterli olmayabilir. Önem sırasına göre davranır. Bu durum, yıllar içinde şikayetlere ve kronik hastalığa yakalanma riski oluşturur. Hastalık oluşturmayan düşük doz vitamin, kofaktör düzeyleri kronik hastalıklara zemin hazırladığı gösterilmiştir. Bu çalışmalar; moleküler mekanizmalar, epidemiyolojik, olgu temelli olup randomize kontrollü çalışma (RKÇ) mantığına aykırıdır. Böyle bir çalışma planlansa da finans ve patent sorunu vardır. Tıp sistemi bir hastalık araştırma üzerine kurulmuştur. Eksik diyebilmek için beriberi, skorbüt gibi hastalık belirtilerini bekleyemeyiz: Birbirine ardışık reaksiyonlar ve sistemler blokaj altında olabilir.
  • 2022 haziran yeni çıkan 740 bin kişinin değerlendirildiği bir metaanalizde: “Vitamin ve mineral takviyelerin, multivitamin kullanımı ile kanser insidansı için küçük bir fayda dışında, kanseri, kalp hastalıkları ve ölümü önlemede çok az fayda ile veya hiç fayda sağlamadığı, hatta beta karoten, akciğer kanseri riski yüksek olan kişilerde artmış akciğer kanseri riski ve diğer zararlı sonuçlarla ilişkilendirildi” sonucuna varıldı. Bu durumu şöyle değerlendirebiliriz: Orman yangını çok büyüdükten sonra yeterli planlama yeterli miktarda uygun yöntemler ile yangına müdahale edilmez ise yapılan çalışmada suyun yangını söndürmede başarısız olduğu sonucuna varılabilir. Bu bağlamda kitlesel büyük çalışmalar bizi yanlış yönlendirebilir. Yukarıda kısmen bahsedilen ve literatürde pek çok küçük çaplı iyi planlanmış dozu yeterli, çevresel faktörleri kontrol altında olan küçük çalışmalarda besin desteklerinin faydaları görülebilmektedir. Diğer önemli nokta, nasıl ki kronik hastalıklar multifaktöriyel yani birçok nedene bağlı gelişiyor ise kronik hastalıklardan sağlığa geri dönüş yapılan bir çok hatadan vazgeçerek yani hayat tarzı değişiklikleri ile olabilmektedir. Bu bağlamda besin destekleri düzeltilmesi gereken faktörlerden birisidir. Tek değişken mantığı ile yapılan randomize kontrollü çalışmalarda bu etkinin görülmemesi, beslenme başta olmak üzere besin destekleri ve hayat tarzı değişiklikleri ile çok yönlü değişkenler ile sağlığa yönlenmeyi öğrenen hastaların iyileşme yolunda mesafe almadıkları anlamına gelmemektedir. Bu nedenle bu takviyelerin uygun şekilde kullanıldığında ne kadar güçlü olabileceğini uygulamamızda her gün görüyoruz.

SONUÇ:

  • Çalışmaların çelişkili ve zor olmasının nedeni, hastanın genel sağlığının ne olduğunu ayırt etmenin zor olmasıdır: Hastalar berbat diyetler yapıyorlarsa, sigara içiyorlarsa, egzersiz yapmıyor ise vitamin almak onlara yardımcı olmayacaktır. Temiz beslenme başta olmak üzere diğer faktörleri temizler ve ardından besin destekleri eklerseniz, son derece etkili ve güçlü olabilirler. Bu, fazla kilolu ve sağlıksızsanız takviye almamanız gerektiği anlamına gelmiyor, çünkü bunların yardımcı olabilir, ancak önce evi temizlerseniz çok daha iyi çalışırlar. Ne destek alırsanız alın yiyecek seçimleriniz yanlış ve bilinçsiz ise boşa kürek çekersiniz. Doğru gıda seçimi ile sağlıklı beslenmenin yerini hiçbir şey dolduramaz. Aktif moleküllerden oluşan fonksiyonel gıdalar, karmaşık mekanizmalar ile genlerimizin ve metabolizmamızın fonksiyonunu ve davranışlarını olumlu yönde etkilemektedir. Elma quercetinden, yaban mersini resveratrolden, ceviz omega-3 ten, kivi C vitamininden ibaret değildir.
  • Durumu daha karmaşık hale getiren faktörler vardır: Vücudumuzu zehirleyen tehlikeli toksinlere ve kimyasallara maruz kalması, çok fazla stres yaşıyor olmamız, yetersiz uyku uyumamız, yetersiz hareket etmemiz. Bütün bunlar sonucunda vücudumuzdaki enflamasyonun artması da gerçek besinlere duyduğumuz gereksinimi artırıyor. Sadece genetiğimiz değil, besinlerimizi nasıl sindirip emdiğimiz de beslenme ihtiyaçlarımızı etkiler. Bağırsak mikrobiyomunuz beslenme seviyelerinizde neler olup bittiğini belirler ve florası bozuk bağırsaklar K vitamini veya biyotin gibi vitaminleri üretmiyor olabilir.
  • Eğer mineral ve besin ögeleri bakımından zengin bakir topraklarda yetişen ve yemekten önce aylarca saklanmayan taze, islenmemiş, organik, yerel, genetik olarak değiştirilmemiş yiyecekleri yiyorsanız. Dış ortamda çalışıyor ve yaşıyorsanız, içinize sadece temiz havayı çekiyor, sadece temiz su içiyorsanız, geceleri erken yatıp dokuz saat uyuyorsanız, her gün bolca hareket ediyorsanız, kronik stres ve çevresel toksinlere maruz kalmıyorsanız: İşte o zaman vitaminlere ihtiyacımız yoktur.
  • 50 yıl öncesine ait besin ve çevre şartlarına ulaşmamız mümkün görünmüyor. Bu temel sorun nedeniyle ortaya çıkmış bir kronik hastalığı aynı şartlardaki olanakları kullanarak geri çevirmek mümkün görünmüyor. Aynı model arabanın üretim şartnamesinden çok daha düşük kalitede benzin ve yağ kullanılmaktadır.
  • Günümüz şartlarında tüm biyolojik sistemleriniz esnek ve uyumlu çalışması mümkün olmadığı için, hastalıklardan korunmak ve kronik hastalıklarda değişim okunun sağlığa doğru dönmesi için besin desteği gerekmektedir. Yüksek kaliteli multivitamin (folat, B6 ve B12), mineral, magnezyum takviyesi, D vitamini, balık yağı temel öneme sahiptir.
  • Kronik hastalıkların gerçek tedavisi eksik olan besinleri destekleyerek vücudun kendini iyileştirme potansiyelini aktive etmek, biyolojik fonksiyon bozuklukların zeminine göre bazı besin destekleri ile kronik hastalıklarda yer etmiş kısır döngüleri geri çevirmek (paslanmış çarklarını yağlayıp işler hale getirmek) için besin desteklerine ihtiyaç olabilmektedir. Takviyelerle ilgili dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da kişiselleştirilmiş bir yaklaşımla kişi için neyin eksik olduğunu, nereye odaklanmaları gerektiğini bularak, eksikliklerini bazı testler ile tespit edildikten sonra o bireyin özelliklerine, ihtiyacına göre kullandığımızda takviyeler büyük bir fark yaratabilmektedir.
  • Gıda sanayi, ilaç sanayi ve tıp sektörü üçgeninde kronik hastalıklara sadece ilaçlar ile savaşmak, ateş açmak yetersiz kalabilmektedir.
  • Bilimsel çalışmalar ile gösterilen desteklerin (vitamin, mineral ve fitonutrientler) faydası ilaç ve teknolojiye dayanmıyor ise tıp dünyası habersizdir.

Önemli Not: Pek çok takviye doğru türde besinleri vermiyorlar ya da besin maddelerini içermiyorlar. Diğer önemli nokta vücutta depolanabilen besin destekleri dikkatli kullanılmalıdır: D vitamini, A Vitamini, selenyum, iyot, demir ile başınız belaya girebilir. İhtiyacınıza göre doğru takviyeleri seçebilmek için bir fonksiyonel tıp hekimine başvurmanız önerilir.

Kronik kombine besin eksikliğinin desteklediği multifaktöriyel biyolojik sistem fonksiyon bozukluğu sonucu ortaya çıkan kronik hastalıklar ile akut hastalıkları aynı kefeye koymamak gereklidir.

REFERANSLAR:

  1. Fonksiyonel Tıp Kitabı, Dördüncü Baskı, Mustafa Atasoy.
  2. https://drhyman.com/blog/2020/07/19/podcast-hc19/: Supplements: Useful Or Useless? with Dr. Elizabeth Boham.
  3. Hampl, J. S., C.A. Taylor, and C. S. Johnston. 2004. Vitamin C deficiency and depletion in the United States: the Third National Health and Nutrition Examination Survey, 1988 to 1994. Am J Public
  4. Noble, J. M., A. Mandel, and M. C. Patterson. 2007. Scurvy and rickets masked by chronic neurologic illness: revisiting “psychologic malnutrition.”Pediatrics 119 (3):e783–90.
  5. Ames, B. N. 2004. A role for supplements in optimizing health: the metabolic tune-up. Arch Biochem Biophys 423 (1):227–34. Review.
  6. Health 94 (5):870–75.Kaplan, B. J. et al. 2007. Vitamins, minerals, and mood. Psychol Bull 133 (5):747–60.
  7. Thomas D.A study on the mineral depletion of the foods available to us as a nation over the period 1940 to 1991. Nutr Health. 2003;17(2):85-115.
  8. Davis DR. Changes in USDA food composition data for 43 garden crops, 1950 to 1999. J Am Coll Nutr. 2004 Dec;23(6):669-82.
  9. Cordain L. Origins and evolution of the Western diet: health implications for the 21st century. Am J Clin Nutr. 2005 Feb;81(2):341-54.
  10. Eaton SB. Paleolithic nutrition revisited: a twelve-year retrospective on its nature and implications. Eur J Clin Nutr. 1997 Apr;51(4):207-16.
  11. Eaton SB. Stone agers in the fast lane: chronic degenerative diseases in evolutionary perspective. Am J Med. 1988 Apr;84(4):739-49.
  12. JAMA 2022 Jun 21;327(23):2334-2347. doi: 10.1001/jama.2021.15650.
  13. Elizabeth A O’Connor, Corinne V Evans, Ilya Ivlev, Megan C Rushkin, Rachel G Thomas, Allea Martin, Jennifer S Lin. Vitamin and Mineral Supplements for the Primary Prevention of Cardiovascular Disease and Cancer: Updated Evidence Report and Systematic Review for the US Preventive Services Task Force.
  14. Rosanoff A. Suboptimal magnesium status in the United States: are the health consequences underestimated? Nutr Rev. 2012 Mar;70(3):153-64. doi: 10.1111/j.1753-4887.2011.00465.x. Epub 2012 Feb 15.
  15. Joseph JA. Anthocyanins in aged blueberry-fed rats are found centrally and may enhance memory. Nutr Neurosci. 2005 Apr;8(2):111-20.
  16. Joseph JA. Blueberry supplementation improves memory in older adults. J Agric Food Chem. 2010 Apr 14;58(7):3996-4000.
  17. Schectman GByrd JCGruchow HW. The influence of smoking on vitamin C status in adults. Am J Public Health. 1989 Feb;79(2):158-62.
  18. Khan PK. Ameliorating effect of vitamin C on murine sperm toxicity induced by three pesticides (endosulfan, phosphamidon and mancozeb). Mutagenesis. 1996 Jan;11(1):33-6.
  19. Dietrich M. Vitamin C supplementation decreases oxidative stress biomarker f2-isoprostanes in plasma of nonsmokers exposed to environmental tobacco smoke. Nutr Cancer. 2003;45(2):176-84.
  20. Long SJ. Effects of vitamin and mineral supplementation on stress, mild psychiatric symptoms, and mood in nonclinical samples: a meta-analysis. Psychosom Med. 2013 Feb;75(2):144-53. doi: 10.1097/PSY.0b013e31827d5fbd. Epub 2013 Jan 29.
  21. Kennedy DO.Effects of high-dose B vitamin complex with vitamin C and minerals on subjective mood and performance in healthy males.
  22. Psychopharmacology (Berl). 2010 Jul;211(1):55-68. doi: 10.1007/s00213-010-1870-3. Epub 2010 May 8.
  23. Benton D. Neurosci Biobehav Rev. 2001 Jun;25(4):297-309. Micro-nutrient supplementation and the intelligence of children.
  24. Carroll D. The effects of an oral multivitamin combination with calcium, magnesium, and zinc on psychological well-being in healthy young male volunteers: a double-blind placebo-controlled trial.Psychopharmacology (Berl). 2000 Jun;150(2):220-5.
  25. Belcaro G. Treatment of osteoarthritis with Pycnogenol. The SVOS (San Valentino Osteo-arthrosis Study). Evaluation of signs, symptoms, physical performance and vascular aspects. Phytother Res. 2008 Apr;22(4):518-23.
  26. Zhang H. Berberine lowers blood glucose in type 2 diabetes mellitus patients through increasing insulin receptor expression. Metabolism.2010
  27. Plotnick GD. Effect of antioxidant vitamins on the transient impairment of endothelium-dependent brachial artery vasoactivity following a single high-fat meal. JAMA. 1997 Nov 26;278(20):1682-6.
×

 

Merhaba!

WhatsApp üzerinden randevu almak için aşağıdaki danışanımıza tıklayın.

×